Arama:
Üyeleri Detaylı Arama
Eklendi: 5 Mart 2010 - 163 kere okundu - 1 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

alt

1 - 7 Mart tarihleri arası Yeşilay Haftası

Bu hafta sayesinde sigarayı bırakma konusunu yeniden gündeme getirmek istedim.

Uygulanan sigara yasağı yüzünden herkesin sokaklarda sigara içmeye başlamasından mıdır nedir

sanki daha çok insan, özellikle de daha çok kadın sigara içiyor gibime geliyor.  Umarım yanılıyorumdur.

Aşağıdaki yazı Yeşilay'ın hazırladığı bir rapordan alınmıştır.

Bize zarar veren tüm alışkanlıklardan uzak durmamız dileğiyle

 

Sigaranın zararlarını bilen akıllı kişinin ilk işi şüphesiz bunu bırakma çabasına girmektir. O halde yapılacak işleri şöyle sıralayabiliriz:

Kesin zarar veriniz ve bu işte iradenizi sonuna kadar kullanmayı göze alınız.

Sigarayı birden bırakınız, zira deneyler, birden bırakanların ve birden bırakanların ve birden bırakmanın daha başarılı olduğunu göstermiştir.

Sigara içen arkadaş ve çevrelerden kesin olarak uzaklaşınız.

Size sigarayı hatırlatan her şeyi, yaşamınızdan uzaklaştırınız…

Sizde sigara arzusu uyandıran yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz. Bilhassa sigara arzusu şiddetlenince bir bardak su içiniz.

Planlı, ölçülü ve faal bir yaşam bir yaşam çizgisini benimseyiniz.

Sizi strese sokacak konulardan uzak durunuz.

Bu savaşta mistik ve manevi duygularınızı devreye sokunuz.

Önemli bir uyarı daha: Sigara bütün organlar gibi cildi de süratle yaşlandırır.

Güzelse hayat, sigarayı at.

Dumansız ortam sağlıklı yaşam.

Önemli ise hayatınız, sigarayı bırakınız!

 

Kaynak: YeÅŸilay 2009 Sigara Raporu

Eklendi: 9 Åžubat 2010 - 126 kere okundu - 1 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

alt

Elmanın faydalı olduğunu hepimiz biliriz ama neye daha doğrusu nelere faydalı olduğunu biliyor musunuz?

İşte elmanın faydalarından bazıları:

Kemikleri Koruma
Fransızların yaptığı bir araştırmaya göre sadece elmada bulunan phloridzin menapoz sonrası kemik zayıflığını önlüyor ve kemik yoğunluğunu arttırıyor. Elmadaki boron ise kemikleri güçlendiriyor.

Astım
Her gün elma suyu içen astımlı çocuklarda nefes darlığı ve hırıltının daha az görülüyor. Başka bir araştırmaya göre ise hamileliği sırasında çok elma yiyen annelerin çocuklarında astım görülme ihtimali daha düşük.

Alzheimer'dan Korunma
Cornell Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma elmadaki quercetin maddesinin beyin hücrelerini serbest radikallere karşı koruyarak Alzheimer hastalığı oluşma riskini azalttığını gösteriyor.

Düşük Kolesterol
Elmadaki pektin LDL ("kötü") kolesterolü düşürüyor. Günde 2 elma yiyenlerin kolesterolleri %16 oranında düşüyor.

AkciÄŸer Kanserinden Korunma
10,000 kişi üzerinde yapılan bir çalışma, sürekli elma tüketen insanlarda akciğer kanseri görülme riskinin %50 azaldığını tespit etti.

Meme Kanserinden Korunma
Cornell Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, günde bir elma yiyen farelerde meme kanseri görülme riskinin %17, üç elma yiyenlerde %39 ve altı elma yiyenlerde ise %44 oranında azaldığını tespit etti.

Bağırsak Kanserinden Korunma
Elmadaki pektin maddesi bağırsak kanseri riskini düşürüyor ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlıyor.

Şeker Hastalığının Kontrolü
Elmadaki pektin vücudun insülin ihtiyacını azaltarak diyabet kontrolüne yardımcı oluyor

Kilo Yönetimi Zayıflama
Brezilya'da yapılan bir araştırmaya göre, günde 3 elma veya armut yiyen kadınlar daha kolay kilo veriyor.

Eklendi: 7 Ocak 2010 - 368 kere okundu - 1 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

alt

Güzellik, temizlik ve kendini iyi hissetmek adına hepimiz değişik kozmetik ürünler kullanıyoruz.
Şampuan, saç kremi, deodorant, diş macunu, vücut losyonu artık günlük bakımımızın vazgeçilmez unsurları haline geldi.

Havanın suyun kirlenmesi, stres, şehir hayatının zorlukları, gıdaların katkı maddeleriyle dolu olması gibi pek çok sebep yüzünden
artık anneannelerimiz gibi sadece sabun kullanarak güzel bir cilde sahip olma şansımız maalesef yok.

Genç kalabilmek için kırışık önleyiciler, serumlar ve diğer yaşlanma karşıtı ürünler de özellikle biz kadınların kullandığı ürünler...

Güzel ve bakımlı görünebilmek için kullandığımız makyaj malzemelerini, saç boyalarını da eklersek kullandığımız ürün ve bu ürünlerdeki
kimyasal sayısı giderek artıyor.

Kozmetiklerde kullanılan kimyasal maddelerin miktarı tabi ki cüzi.  Ancak bilim adamları, kozmetik ürünlerdeki kimyasalların, cilde nüfuz ederek, kan dolaşımına ve iç organlara geçebileceklerini kanıtladılar.

Yapılan araştırmalara göre pek çok kadın her yıl kozmetik ürünlerle cilt yoluyla yaklaşık 2kg kimyasal absorbe ediyor.

Alerjiden, hormonal bozukluklara; doğurganlık sorunundan cilt hassasiyetine kadar birçok soruna yol açan bu kimyasalların bazıları ev temizleme ürünlerinde de kullanılıyor.

Kozmetik kullanımından büsbütün vazgeçmemiz elbette mümkün değil.

Özellikle hamilelikte yaşanan cilt değişimleri, çatlaklar, gerilmeler, emzirirken göğüslerde oluşan hasssiyet gibi durumlarda kozmetik kullanmak zorunda kalıyoruz.

Üstelik kozmetik ürünleri yalnız kendimiz deÄŸil, çocuklarımız hatta bebeklerimizde de kullanıyoruz. 

Pişiklerde, banyolarda, soğuktan ve sıcak yüzünden oluşan cilt tahrişlerinde kozmetiklerle kolay çözümler üretebiliyoruz.

Peki sağlımıza zarar vermemek için ne yapmak gerekiyor?

  • Öncelikle yoÄŸun kimyasal içeren ürünleri, bebeÄŸin oluÅŸumunun tamamlandığı gebeliÄŸin ilk 3 aylık döneminde kullanmamaya özen göstermeliyiz.
  • Aldığımız ürünlerin içeriÄŸindeki maddelere dikkat etmeliyiz.
  • Bitkisel kaynaklı, güvenli koruyucu maddeler içeren, organik ürünler tercih etmeliyiz.

Konu ile ilgili daha fazla bilgiyi Organik Kozmetik grubumuzda bulabilirsiniz.

Fotoğraf ntvmsnbc.com'dan alınmıştır.

Eklendi: 23 Aralık 2009 - 187 kere okundu - 6 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

alt

Yılın bu zamanlarında, yeni bir yıla yaklaşırken geçen 365 günün bir muhasebesini yaparım.

Neler yapmayı istiyordum, neleri yapabildim?

Gitmek istediÄŸim yerlere gidebildim mi? 

Okumak istediğim kitapları okuyabildim mi?

Spor yapabildim mi?  ArkadaÅŸlarımla kahve içip gülebildim mi?

Tabi iki senedir bunların hepsinin önüne geçen şeyler var artık:

Kızımla güzel vakit geçirebildim mi?

Onu iyi besleyebildim mi?  Büyümesi, saÄŸlığı normal mi?

Nasıl bir anne oldum?

Uzayıp giden sorular sorular...

Yine bu zamanlarda kararlar alırım, çoğunu gerçekleştiremesem de...

Bu yılki kararlarımdan birkaçını sizinle paylaşmak istiyorum:

1.  Hasta olur korkusuyla evde oturmayıp kızımla daha çok gezeceÄŸim

2.  GiymediÄŸim, kullanmadığım eÅŸyalardan kurtulacağım

3.  Bana anlayış göstermeyen ve hatta beni üzen arkadaÅŸlarımla yolumu ayıracağım

4.  EÅŸime annesi gibi davranmaktan vazgeçeceÄŸim :(

....

Sizin de böyle kararlarınız var mı?

Eklendi: 1 Eylül 2009 - 180 kere okundu - 5 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

Uzun bir süre beklediniz; nihayet doğum yaptınız, artık minik bebeğiniz kucağınızda...
Hamilelik süresince bedeniniz deÄŸiÅŸti ve durum doÄŸumdan sonra da pek farklı deÄŸil. 

Siz de pek çok yeni anne gibi bir an önce formunuza kazanmak, kilolarınızı vermek ve eski karnınıza
yeniden sahip olmak istiyorsanız önerilerimizi uygulayabilirsiniz:


Sabırlı olun, acele etmeyin!
Doğumdan sonra hala göbekli görünmenizin en önemli sebebi rahminizin hala büyük olmasıdır.
Sönmüş bir balon gibi olan rahim, ancak ilk 6 haftanın sonunda eski büyüklüğüne döner.
Doğumla birlikte yaklaşık 6 kg. kaybetseniz bile, annenin süt üretimi için gereken bir
miktar yaÄŸ rezervi vücutta kalır.  Bu durum rahatsız edici görünse de, doÄŸanın anne ve bebek
sağlığı için aldığı bir önlemdir. Hastaneden çıkarken gebelik öncesi pantolonunu
giyebilen kadınlar istisnadır, bayanların büyük çoğunluğu doğumdan sonraki en az bir hafta
boyunca 5-6 aylık hamile gibi görünürler.


Karın korsesi kullanın!

Doktorunuz bir yasaklama getirmemişse ve rahatsızlığınız yoksa; doğumdan hemen sonra,
karın korsesi kullanmaya başlayın. Özellikle sezaryen doğumdan yaklaşık bir hafta sonra
korse kullanmaya başlamlasınız. Karın korsesi kullanmak hem ağrıyı daha az hissetmenize
hem de rahim ve karın kaslarının daha iyi toparlanmasına yardımcı olur.
Karın bölgesine sıkıca sarılarak kullanılan 30-40 cm eninde kemer şeklindeki bu korselerin
çok faydasını görürsünüz.

BebeÄŸinizi emzirin!
Bebeğinize süt vermeniz, yalnız onun gelişimi için değil, sizin eski formunuza dönmeniz için
de çok önemlidir.  DoÄŸumdan hemen sonra bebeÄŸinizi emzirin.  Emzirme; fazladan günlük 500
kalori harcamanızı ve ayrıca hormonları faaliyete geçirerek rahmin çabuk toparlanmasını sağlar.

Karın hareketlerine başlamadan önce doktorunuza danışın!
Karın kasları için yararlı olan klasik mekik hareketleri, yeni doğum yapmış anneler için
uygun deÄŸildir.  Bunun için özel olarak oluÅŸturulmuÅŸ hareketleri yapmanız gerekir. 
Hareketlere dikişleriniz ve yaralarınız iyileşir iyileşmez başlayın. Ama bir problem olmaması
için önce doktorunuza danışın.  Yapmanız gereken ilk hareket, karnınızı iyice içeri çekip
5 saniye beklemektir.  Bu harekette karnınızı içeri çekip tutarken nefes almaya devam edin.
Günde birkaç defa 5-10 kere tekrarlayın.

alt

Harekete başlayın!
Resimde görüldüğü gibi yere sırtüstü uzanın.  Dizleriniz bükülü, ayaklarınız yerde, kollarınız
yanda olsun.  Beliniz kendi doÄŸal kavisini korusun, düzleÅŸtirmeye çalışmayın. Birkaç kez
nefes alıp verin. Daha sonra yavaşça derin bir nefes alın.  Nefesinizi verirken sanki
göbeÄŸinizi sırtınıza deÄŸdirmeye çalışır gibi karnınızı iyice içeri çekin.  Bu hareketi
yaparken sırtınızı oynatmayın ve karnınızdaki kasları hissedin.  Yine sırtınınızı oynatmadan
kaslarınızı gevÅŸetin.  Karnınızı toparlamak için çalıştırmanız gereken kasları öğrendiniz.

Eklendi: 31 AÄŸustos 2009 - 303 kere okundu - 3 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

Hafta sonu çocukların evde başına gelebilecek kazalar ve ilk yardım konusunda bir program izledim televizyonda.

Belki aranızda rastlayanlar olmuştur.

İzleyemeyenler için öğrendiğim bir bilgiyi hepinizle paylaşmak istedim.

Çocuk yanlışlıkla çamasır suyu içerse kesinlikle ama kesinlikle KUSTURULMAMALIYMIŞ

Çamaşır suyu gibi yakıcı herhangi bir madde mideye ulaşırsa fazla zarar vermeden tedavi edilebiliyormuş.

Yakıcı bir madde içmiş çocuğu kusturursak aynı maddenin yemek borusundan üstelik bu sefer mide asitleriyle karışmış olarak yeniden geçmesine sebep olduğumuzdan çocuk yemek borusunu tamamen kaybedebiliyormuş.

Herhangi bir zehirlenme durumunda hemen 114 no.lu telefonun aranması gerektiği tavsiye edildi.

114 Ulusal Zehir Danışma Merkezi

Merkez, ülkemizde tedavi maksatlı kullanılan ilaçlar, böcek ilaçları, tarım ilaçları, mantarlar ve çeşitli bitkilerle olan zehirlenmelerden, zehirli hayvan ısırmalarına ve sokmalarına kadar geniş bir yelpazedeki zehirlenmelerde hem halka hem de sağlık çalışanlarına yönelik olarak 24 saat hizmet vermektedir.
Ayrıca, zehirlenmelerde gerekli antidot/antitoksin ihtiyacını da karşılayan Merkeze,  ihtiyaç duyulduÄŸunda  danışma hizmeti almak amacıyla Türkiye'nin her yerinden 114 numaralı telefondan ulaşılabilir. 

Zehirlendiği düşünülen kişiye ilk olarak ne yapılmalıdır?

  • Biliyorsanız ilk yardım aÅŸamalarını uygulayınız ve derhal 114'ü arayanız!
  • Ulusal Zehir Danışma Merkezindeki uzmanlarımız yapılması veya yapılmaması gerekenleri size anlatacaklardır.
  • Aramak için gecikmeyin. ÇoÄŸu zaman problemler telefonla çözülebilmektedir. Belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeyin.


Eklendi: 6 Temmuz 2009 - 156 kere okundu - 3 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

Evli olduğunuz için ömrünüzün daha uzun olacağını hiç düşünmüş müydünüz?

Uzmanlara göre evlenmenin yaşlanma sürecine olumlu etkisi vardır.

Bütün araştırmalara göre uzun yaşamak istiyorsanız evlenin.

Düşünmeyin, üzülmeyin, korkmadan evlenin, sağlıklı kalın.

Evlenenlerde kalp hastalıkları, depresyon ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma oranı daha az.

Evliliğin ömür uzatıcı etkisi kadınlarda daha fazla.

Kocası ölen kadınların ortalama yaşam süresi, karısı ölen erkeklerin yaşam süresine
kıyaslandığında eşlerini kaybeden erkekler çok daha kısa yaşıyor.

Bunun sebebinin kadınların kendilerine daha iyi bakması olduğu düşünülüyor. Eğer siz de ömrünüze yıllar katmak istiyorsanız, evlenmenin bu işi kolaylaştırdığını unutmayın.

Kaynak: Prof. Dr. Osman Müfüoğlu

Eklendi: 30 Haziran 2009 - 338 kere okundu - 4 yorum [ Yorum Ekle ] - 0 trackback(s) [ Trackback ]

alt

Suyun saÄŸlığımız için önemini hepimiz biliyoruz. 

Vücudumuzun işlevlerini düzgün olarak yerine getirebilmesi için suya ihtiyacı var.

Çünkü vücudumuzun %60 - 70 gibi çok büyük bir oranı sudan oluşuyor.

Hiç aklımıza gelmeyen organlarımızdaki, örneğin dizlerimizdeki rahatsızlıkların sebebi bile su eksikliği.

Hepimizin içtiği su miktarı ise birbirinden farklılık gösteriyor.

Bazıları günde bir bardak su içmezken, kimilerimiz 2 litre su tüketiyor.

Gün boyunca içtiğimiz çay, kahve veya kolayı su yerine saymak doğru mu?

Uzmanlara göre su tüketmeyen bir bedenin sağlıklı olması mümkün değil.

Sindirimin, dolaşımın, boşaltımın olabilmesi için su mutlaka gerekli.

İçilen kola, kahve ve diğer asitli içecekler su yerine geçmiyor.

Açık çay, meyve suyu, ayran, çorba, klasik soda (meyve aromalı olanlar değil), karpuz gibi bol sulu besinler su ihtiyacını karşılıyor.

Matematiksel formülünü yazmak gerekirse her 1 kilo vücut ağırlığı için 30 ml. su almak şart.

Bu demek oluyor ki, 60 kg bir insan 1800 ml. yani normal boydaki bardaklarla 9 bardak su tüketmesi gerek.

9 bardak su ihtiyacınızı ; doğrudan su içerek, ayran, meyve suyu tüketerek veya karpuz gibi bol sulu meyveler yiyerek karşılayabilirsiniz.

Uzmanların tercihi genelde suyu yalnız tüketmekten yana...

Havalar sıcaksa, daha çok kuru gıdalarla besleniyorsanız, çok terliyorsanız su tüketimini birkaç bardak daha artırmakta yarar var.

Su içmeyi unutmayın!